Anasayfa Bölümler Alıntı Yazılar Barış Oyunu (Sayı 22)

Barış Oyunu (Sayı 22)

7 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Kimse “barış”a hayır demez. Kimse “kan akması”nı, kanın akmaya devam etmesini istemez. Kimse “acıların sürmesi”nden yana değil. Barış için herkes elini taşın altına koymaya hazır; zehir içmek gibi de gelse, sorunu “kan davası”na dönüştürmeye eğilimi yok. “Olanları unutmak” da, “yaşananları olmamış saymak” da dâhil, ne gerekiyorsa yapmaya kimsenin itirazı yok.

Ancak, “barış” adı altında “onursuzlaşma” da kabul edilemez. “Barış olsun da, ne olursa olsun” denemez. “Doğru zemin”de yürütülmediği, “doğru argümanlar” kullanılmadığı, “kesin ve kalıcı çözüm”ü getirme niteliğini taşımadığı sebebiyle, sonradan “daha büyük kavga”lara sebep olabilecek bir “barış oyunu”na gelinemez.

Bunun için “ne üzerine barışılacağı” da, “barış sürecinin aktörleri”nin kimler olacağı da, “kimlerle masaya oturulacağı” da, sürecin olumlu sonuçlanması ve geriye dönüşün olmaması için “barış masasına nelerin yatırılacağı” da doğru olarak belirlenmeli.

Barış, sadece “silahların susması” olarak algılanmamalı; bilakis bundan daha önemlisi, “gönüllerin birbirine ısınması”, uzun süredir derinleşen “ayrışmanın izlerinin silinmesi”, artık neredeyse yok olmaya yüz tutan “birlikte yaşama arzusu”nun tekrar ve daha güçlü biçimde tesisi, artık “hak ihlalleri”nin ve “devlet zulmü”nün bir daha yaşanmayacağına dair kanaatlerin kalıcı hale getirilmesi ile birlikte düşünülmeli. Böylece barış, lafı edilen bir ütopya olmaktan çıkarılıp, yaşanan bir realite haline getirilmeli, gerçek yerine ve değerine kavuşturulmalı.

Bütün bunlardan daha da önemlisi şu: Barış, yükleri alan, sorunları gideren, mutluluğu getiren, hakları iade eden, birlikteliği sağlayan bir amil olamayacaksa, sonuç mevcut halden daha vahim hale gelir. Zira “barışa katlanmak” kaldırılamayacak bir yük halini almamalı, “kavgayı sürdürmekten daha ağır” hale gelmemeli.

Barış, her şeyden önce “başka savaşlar” için, “yeni hamleler” için, “diğer stratejiler” için, “öteki çıkar ağları”nın örülmesi için bir “oyun” olarak değil; “olmazsa olmaz birlikte yaşama biçimi” olarak esas alınmalı, kabul edilmeli. Ne yapılıyorsa buna uygun yapılmalı.

Eğer “Devlet” yeniden organize edilerek “ana kurucu unsur”u olan “toplum”a göre; “toplumun kimlik ve kişilik değerleri”ne göre, toplumun “kültür” ve “gelenekler”ine göre, mutlaka da “toplumun inancı”nı teşkil eden ve farklı “toplumsal kümeler” arasındaki tek “ortak payda” olan “İslam”a göre yeniden yapılandırılmazsa, “barış süreci”nin “barış”la sonuçlanması mümkün olmayacaktır. Tabii sonuçlanan sürecin “barış”ı getirmesi, ya da “barış” adıyla gelenin “kavga”yı sona erdirmesi de mümkün olmayacaktır.

Bunun anlamı ve gereği, “Devletin dönüşmesi”dir. Devletin dönüşmesi demek, “hukukî-adlî sistem”in, “sosyal-kültürel sistem”in, “iktisadî-mâlî sistem”in, “siyasal-idarî sistem”in; hülâsa “rejim”in dönüşmesi demektir. Barış süreci “rejime göre toplum üretilmesi” anlayışına son verip, “topluma göre rejimin yeniden kurgulanması”yla birlikte yürütülmezse; zaten kavgayı çıkaran sebep/âmil olan rejimin, süreci yeni bir kavganın başlangıcına bindireceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.

“Barış”ın “oyun” değil, “yaşam biçimi” olduğu gözden kaçırılmamalı.–Faruk KÖSE

20 Ocak 2013

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Alıntı Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

89. Sayımız Çıktı

Furkan Nesli Dergisi olarak “#Zulüm Bitene Kadar” kapak konumuzla Eylül sayımızda sizlerle…