Anasayfa Bölümler Akaid İslam Akaidi (Sayı 22)

İslam Akaidi (Sayı 22)

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

İnsan, diğer varlıktan farklı olarak akıl ve düşünme kabiliyeti gibi birçok donanıma sahip aciz bir varlıktır ve onu yaratan Allah’a daima muhtaçtır. Dünyaya gelir gelmez ağlaması bu zayıflık ve acziyete işarettir. Daha sonra bilgi ve tecrübe sahibi olsa da aciz kaldığı birçok husus bulunmaktadır. Ancak ne olduğunu bilmediği bir maceranın içerisine bırakılmış da değildir. Kulunu yaratan Allah, onu başıboş bırakmayarak “Ey insanlar! İşte Rabbinizden size hak geldi. Artık hidayeti kabul eden kendi nefsi için kabul etmiş olur”1 buyruğu üzere peygamberler ve kitaplar göndermiştir. İlk insan Hz. Âdem’den itibaren peygamber gönderen Allah Azze ve Celle, kullarına karşı hiçbir zaman zalim olmamıştır. Bütün peygamberler gönderildikleri kavimlere: “Ey kavmim! Allah’a kulluk ediniz. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur”2 ilahî mesajını kabul ettirmeye çalışmışlardır. Çünkü inanç esaslarının temeli Allah’a iman, Allah’a imanın özü ise O’na ortak isnad etmeden inanmaktır. Kalpleri, sözleri ve amelleri şirkten, her türlü şüpheden, heva ve heveslerden arındıracak olan ancak tevhiddir. Bu sebepten Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Ey insanlar! La ilahe illallah deyiniz, kurtulursunuz” buyurarak davet ve tebliğ hayatına başlamış ve bu tebliğini aralıksız tam on üç yıl sürdürmüştür. Çünkü doğru bir akidenin yerleşmesi; toplumları fesat çukurundan kurtarıp, insanın canını, malını ve bütün her şeyini emniyet altına alır. Aynı zamanda amellerin Allah katında makbul olması ve kulun cennete ulaşması ve cehennemden azat olması sağlam bir akideye bağlıdır.

Rasulullah’ın yoğun mücadelesi sonucunda ilk nesil müslümanları sağlam bir itikada sahip oldular. Fakat daha sonra Allah Rasulü’nün vefatı ile birlikte sonradan iman etmiş ve imanlarını sağlamlaştırmamış olan kimseler hızla dinden dönmeye başladılar. Onların bu durumu muhkem bir kale gibi olan iman binasına zarar vermese de yeni iman edecek olanları etkileyeceği için Peygamberimizin varisi Hz. Ebubekir radıyallahu anh harekete geçmiş, bütün ashabı toplayarak hep birlikte dinden dönenlerle yoğun bir mücadele vermişlerdi. O şöyle diyordu: “Sağım soluma muhalefet etse de Hz. Peygamber’in sünnetini ihya etmeye, İslam topraklarını savunmaya devam edeceğim.” Riddet hareketleri bastırılsa da daha sonra sahih İslam inancından dönem dönem uzaklaşanlar olmuştur. Hz. Ali radıyallahu anh da hilafeti döneminde kendisi hakkında aşırılığa gidenlerle ve haricilerle mücadele etmiştir. Kur’an asrından uzaklaştıkça bir yozlaşma ve sağlam akideden uzaklaşma görülmeye başlandı. Bu hastalığın tedavisi için ulvî bir gayretin harekete geçmesi gerekiyordu. Saadet asrından sonra ulema şirk, küfür, bid’at ve hurafelerle mücadele ederek tevhid binasını pekiştirmeyi en önemli ve öncelikli görevi bilmiştir. Zira iman kalesi korunmazsa; onu dıştan ve içten kuşatmak isteyenler, insanların sahih İslam inancına ulaşmasını engellemiş olacaktı. Bu zaruret sebebiyle ulema kalemlerini ve kılıçlarını harekete geçirmiştir. Bu yönde verilmiş mücadelelerin en önemlilerinden biri; ikinci bin yılın müceddidi olarak bilinen Ahmed es-Serhendi yani İmam Rabbani’nin mücadelesidir. O, toplumunu şirkten ve hurafelerden; eğitim faaliyetleri ile, dönemin krallarını ise; kılıçla yola getirmiştir. Onun için Ebu’l Hasan en-Nedvî şöyle der: “Islah ve tecdid tarihinde İmam Rabbani kadar muvaffak olmuş diğer birini bilmiyorum. O, davet faaliyetleri ile tarihin seyrini değiştirdi.”

Ancak daha sonraki yüzyıllarda sahih İslam inancına darbeler ard arda vurulmuştur. Özellikle yirminci yüzyılı, yirmi birinci yüzyıla bağlayan asırda insanımızı sarıp sarmalayan bir güç olan iman, İslam ümmeti üzerinde esen küfür rüzgârlarıyla sökülüp atılmak istenmiş, korkunç yalan ve aldatma kampanyaları açılmıştır. Gerilememizin sebebi olarak İslam gösterilmiş, müslümanlara iman bağını söküp atmadıkça ilerlemenin olmayacağı söylenmiştir. Bütün bu yalan ve aldatma kampanyaları insanımızın kalbinde kökleşmiş olan imanı söküp atamamış, fakat inançları sarsmış ve özelliklede yeni yetişen nesil üzerinde etkili olmuştur. Ve gelinen son durum; B.O.P. ile birlikte yürütülen ‘Ilımlı İslam Projesi’ sebebiyle İslam âleminde imansız bir nesil meydana getiremeseler de sahih İslam inancından fersah fersah uzak ve İslam Demokrasisi gibi bir takım beşerî sistemleri kabullenerek şirk ile İslam’ı uzlaştırmaya çalışan bir nesil meydana getirmişlerdir. Oysaki İslam; şirk ile mücadele için gönderilmiş ve bütün peygamberler zamanlarında en yaygın olan şirke karşı mücadele vermişlerdir. Ne hazindir ki, bu durum yenilgiyi çok acı bir şekilde kabul ettiğimizi gösteriyor.

Yaşadığı dönemde adâletin olmadığından şikâyetçi olan, zalimlerin zulümlerinde haddi aştığını düşünen, ahlâksıza özgürlük, fakat İslam ahlâkını taşımak isteyen bir müslümana yasaklar getirildiğini söyleyen her müslümanın; öncelikle Peygamberi gibi, onun güzide ashabı gibi ve onları en güzel şekilde takip eden âlimler ve onların bağlıları gibi hakkı çökertmek isteyen şirkle mücadele etmesi elzemdir.

Bu şekilde akidelerin sarsıldığı bir çağda, iman esaslarını altı bölümde toplayan İslam akaidini katıksız olarak öğrenmek ve hayatı ona göre şekillendirmek her müslüman üzerinde ilahî bir hak olarak bulunmaktadır.Bu esasları öğrenmek için muhtevası hasebiyle net bir şekilde itikadî meseleleri anlatan Kur’an’a ve ikinci kaynak olarak mütevatir hadislere3 başvurmak gerekmektedir.Felsefe,akıl,duyular ve bilimsel deneyler akaid ilminin kaynakları içerisinde ise de; bunların verdiği bilgilerin doğru nakle ve gerçeğe uygun olması şarttır. Yıllarca Müslümanlar kulaktan duyma bir inancı tercih ettiler. Hâlbuki bizim değişmez kaynağımız ve her konuda takip edeceğimiz prensip; Kur’an ve sünnet olmalıydı. Hiçbir meselede Kur’an ve sünnete bakma ihtiyacı duymayan bu neslin, hayat-memat gibi en önemli mesele olan inanç esaslarında ana kaynaklara başvurmamış olması ümmeti bu hâle getirmiştir.İnsanımızı doğru akideden saptıran sebep; genellikle doğru inancı detayları ve şer’i delilleri ile bilmeyişidir.Aynı zamanda bâtıl bile olsa, bulunduğu toplumun bağnazca dayattığı inançlara sarılmak,yine insanların kudretini ve Allah’ın insana bahşettiği ilim,bilgi ve buluşları putlaştırmak, veli ve salih kimseleri sevmede aşırı gitmek gibi sebepler akidede sapmalara neden olmuştur.İnanç esaslarının her birini Kur’an ve sünnet süzgecinden geçirerek ele alacağımız bu bölümde, toplumumuzun hangi noktada yanıldığını tespit ederek inancımızı şirkten,şüphe ve tereddütlerden arındırmasını ve hayatımızda hakikî İslam’ı yaşamamıza vesile kılmasını tek otorite sahibi olan Allah-u Teâlâ’dan niyaz ediyorum.

1-Yunus, 108

2-Hud, 50

3-Mütevatir Hadis: Yalan üzerinde birleşmesi aklen mümkün olmayacak kadar kalabalık bir topluluğun ittifakla rivayet ettiği hadistir.

Daha Fazla
  • Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

    Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
Yazardan Daha Fazla: Zeynep Karabacak
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
  • Kitaplara İman (Sayı 29)

    Kâinatı insan için, insanı bir amaç için yaratmış olan Allah Azze ve Celle, insana bir tak…
Kategoriden Daha Fazla: Akaid

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…