Anasayfa Bölümler Akaid Kitaplara İman (Sayı 29)

Kitaplara İman (Sayı 29)

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Kâinatı insan için, insanı bir amaç için yaratmış olan Allah Azze ve Celle, insana bir takım kabiliyet ve yetenekler yüklemiştir. Bu yetenekler sayesinde insan kendisi, çevresi ve diğer varlıklar hakkında bilgi edinse de sınırlı ve gücü oranında bir bilgiye ulaşabilir. Gücünü aşan ve yeterli olamadığı konularda ise daima ilahî yardıma muhtaçtır. Allah Azze ve Celle, peygamber göndermek ve kitap indirmek gibi bir görevi ve zorunluluğu olmadığı halde kullarının ihtiyacını bildiği için, kullarına bir lütuf ve ikram olarak peygamberler göndermiş ve onların aracılığı ile kitaplar indirerek kullarına hidayet yolunu göstermiştir. Bununla kullarını sapıklıktan kurtarmak, aydınlığa çıkararak iki dünyada da saadete ulaştırmak istemiştir.

İnsanın dünya ve ahiret saadeti, kutsal kitaplarda yer alan Allah Azze ve Celle’nin emir ve yasaklarına bağlıdır. Bu nedenle kutsal kitaplar, gönderildiği toplumlar için vazgeçilmez bir ihtiyaç, ilahî vahye iman etmek ise imanın en önemli rükünlerinden biridir. “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapmıştır.”1

İlahî kitaplar; kitaplar ve sahifeler şeklinde iki kısımdır. Aralarındaki fark; hacimleri ve hitap ettikleri kitledir. Allah Azze ve Celle’nin kelamı olması açısından ise herhangi bir fark yoktur. Suhuf; sahife kelimesinin çoğuludur. Suhuflar, dar bir çevrede, küçük topluluklara, ihtiyaçlarına cevap verebilecek ölçüde indirilen birkaç sayfadan oluşmuş risalelerdir. Kitaplar ise; suhufa göre daha hacimli ve mushaf şeklinde olan, evrensel mesajlar içeren ilahî kitaplardır.

Yüce kitabımız Kur’an’da isimleri zikredilmiş olan kitaplar dört büyük kitap ve Hz İbrahim’e gönderilmiş olan sahifelerdir. Bunun dışında Kur’an’da ve mütevatir hadislerde suhuf ile ilgili bir bilgi bulunmamaktadır.

Dört büyük kitaptan olan Tevrat, Zebur ve İncil zamanla beşer sözü ilave edilerek tahrifata uğramış, ilahî olma özelliğini yitirmiştir. Kitaplara iman kapsamında bu ilahî kitapların tahrif olmuş şekillerine değil, asıllarına iman gerekmektedir. Ancak bir mümin muharref kitaplarda bulunan bir husus kendisine haber verildiğinde; eğer bu husus, Kur’an ve sahih hadislerdeki bilgilere uygunsa kabul eder, ayet ve hadislere aykırı ise reddeder. Ayet ve hadislerde bahsedilmiyorsa ve İslam’ın temel prensiplerine zıt düşmüyorsa Hz. Peygamber’in şu tavsiyesi doğrultusunda hareket eder: “Ehl-i kitabı tasdik de etmeyin, tekzip de. ‘Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e… indirilene inandık’ 2 deyin.”3

Ancak muharref kitaplarda tahrife uğramamış kısımlar olsa dahi bizim şeriatımız tarafından neshedilerek hükmü ortadan kaldırılmıştır. Bundan dolayı bir müslümanın bu kitaplar içerisinde bulunan bir hususu, bizim şeriatımızda o hususu tasdik edip doğrulayan bir şey olmadığı sürece alması ve onu tasdik edip doğrulaması caiz değildir. Aynı zamanda şu anda mevcut olan Tevrat ve İncil’i faydalanmak ve istifade etmek amacıyla okuması da caiz değildir. Bu sebeple Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hz Ömer’in elinde Tevrat’tan sahifeler gördüğünde ona kızmış ve “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, eğer Musa hayatta olsaydı bana tabi olmaktan başka bir şey yapmazdı”4 buyurmuştur.

“Kur’an’ı biz indirdik; elbette onu koruyacak olan da biziz”5 emri fermanıyla değiştirme ve tahriften korunan, önceki kitapları te’yit ve tasdik ederek hepsinin üzerinde gözetici konumunda olan, nazmıyla, lafzıyla, hükümleriyle, verdiği haberleri ve her yönüyle hiç kimsenin onun benzerini getirmeye güç yetiremediği bir mucize olan Kur’an-ı Kerim, ölü toprak gibi olan bedenleri diriltti. Gökten su indirerek onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran Allah, ölü kalpleri diriltmek ve canlandırmak için Kur’an-ı Kerim’i indirdi. “Oku!” denildi; Rabbini tanımak,kendini tanımak, hayatın amacını kavramak, insanı aldatan aldatıcıları görmek,sahte ilahlara ve onların yalandan ibaret olan ideolojilerine aldanmamak için, görür gibi oku, yaşar gibi oku…

Kur’an’la dirilmiş ve Kur’an’ın değerini en iyi anlamış olan nesil, sahabe neslidir. Onların Kur’an’a olan saygı ve sevgileri bambaşkaydı. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer sabah kalktıklarında mushafı öpmeyi adet edinmişlerdi. Abdullah ibn Ömer ise her sabah mushafı eline alır, büyük bir tazimle öper ve duygulu bir şekilde: “Rabbimin ahdi, Rabbimin apaçık fermanı!” diyerek bağrına basardı. Onlar, Kur’an’ı okumayı ibadet sayar, hayatta karşılaştıkları sorunlara rehber kabul ederlerdi. Onlar için Kur’an yaşayan bir varlıktı sanki. Abdullah ibn Abbas kendisine sorulan sorularda, önce Kur’an’a bakar, cevap bulamazsa Rasulullah’tan bir bilgi olup olmadığını araştırırdı.

Yine onlar Kur’an’a karşı saygılarını onun emir ve yasaklarına uyarak gösterirlerdi. “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe en üstün sevaba ulaşamazsınız”6 ayet-i kerime nazil olduğunda Ebu Talha bir an bile yerinde duramayarak Allah Rasulüne geldi ve Beyruha adındaki bahçesini infak etti. Kur’an’ı muhatapları olarak görür ve sanki Allah Azze ve Celle bizzat onlarla konuşuyormuş gibi kendilerini sorumlu hissederlerdi.

Onlar gitti gideli garip kaldı Kur’an… Üzerinde derin derin tefekkür eden ve hayatlarıyla canlı kılan bir nesli yitirdiği için mahzun ve matemli.

Bugün ise İslam âlemi Kur’an’ı kutsileştirmekte aşırı giderek, Kur’an’ı ulaşılamaz bir kitap haline getirdi. Hayatlardan bu yolla çıkarıldı Kur’an. Oysa hiç bir müslüman hor, hakir, basit görmemişti onu. Zaten sorun da bu değildi. Çok yüceltilip işlevsizleştirildi ve insan ona ulaşamayacak kadar acizdir fikri empoze edildi. Bu birinci aşamaydı. Daha sonra gönüllerden silinip atılarak zor hatırlanır hale getirildi. Belki bir kabrin başına gidildiğinde ya da özel bir günde anılır oldu. Değerli olan her şey unutuldukça değeri de unutulur. İşte Kur’an’ın da değeri aynı şekilde unutuldu .

Yaşayan insanlara bir uyarı, bir müjde, karanlık dünyalarına bir nur olan Kur’an o kadar kılıflandı ki, ışığıyla kendisini bile aydınlatmaktan aciz kaldı. Toplumları sosyo-ekonomik yönde sıfır soruna ulaştıracağı tahmin bile edilemiyor. Aileleri boşanma gibi sorunlardan kurtaracağı ve huzurlu bir nesil yetiştiren eğitim yuvaları haline dönüştüreceği bilinmiyor. Milletler arasındaki ırkçılık gibi suni uçurumları İslam kardeşliği ile ortadan kaldırıp, yepyeni bir ümmet meydana getireceği bir ütopya haline geldi. Artık Kur’an’ın hayatları doğumdan ölüme kadar fıtrata uygun halde şekillendirmekte mucizevî bir kitap olması düşünülemiyor. Huzur, adalet, eşit muamele, zulmün dinmesi, zalimin gerektiği şekilde cezalandırılması gibi durumlar demokrasi gibi insan mahsulü ideolojilerde aranır oldu. Fakat şu da bir hakikat ki, daha önce batan ideolojilerin yalanı ortaya çıktığı gibi demokrasinin de insan mahsulü olduğu, hiçbir zaman tarafsız olamayacağı, Allah’ın hükmü gibi tüm insanlığı kuşatamayacağı ve yerden göğe kadar son yüzyılın en büyük yalanı olduğu er-geç ortaya çıkacağından her tevhid ehli emindir.

Daha Fazla
  • Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

    Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
Yazardan Daha Fazla: Zeynep Karabacak
  • KADERE İMAN (Sayı 34)

    Allah Azze ve Celle kâinatın başlangıcından kıyamete kadar ve kıyametten sonra meydana gel…
  • Cehennem Sayı 33

    “Nâr”, ateş demektir. “Gözle algılanan alevli ateş” anlamına gelir. Ateş, insan bedenine ç…
  • Berzah ile Başlayan Ahiret Sayı 32

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında…” “Onların gerisinde yeniden dirilecekleri …
  • Ahirete İman Sayı 31

    Bütün nimetleri ve ihtişamıyla gözlerimizi ve kalplerimizi büyüleyen dünya, sonsuzluk hiss…
  • Meleklere İman (Sayı 30)

    Her şeyi yaratmış olan Allah Celle Celâluhu, gözle görülen âlemin yaratıcısı olduğu gibi g…
  • Son Peygamber ve O’na İmanın İhtivası (Sayı 28)

    Nübüvvet; Allah’ın yeryüzüne müdahalesi ve özgün bir eğitimidir. Fedakâr ve cefakâr eğitme…
Kategoriden Daha Fazla: Akaid

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

Şüpheli Şeylerden Kaçınmak (Sayı 35)

Hadislere Uymanın Önemi “De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin…