Anasayfa Anasayfa Ramazan Ayı Neden Bu Kadar Kıymetlidir? | Sayı 85

Ramazan Ayı Neden Bu Kadar Kıymetlidir? | Sayı 85

14 dakika ortalama okuma süresi
0
0

Ramazan, Kamerî aylardan adı Kur’an’da geçen tek aydır.1 İslam’ın beş temel esasından biri olan oruç ibadetinin Ramazan ayında yerine getiriliyor olması bu ayın önemini ortaya koymaktadır.

Allah Azze ve Celle Ramazan’da önümüze öyle büyük fırsatlar sunmakta, öyle müjdeler vermektedir ki Ramazan ayının her anı adeta cevher kıymetinde değer kazanmaktadır. Tevbelerin çokça kabul edildiği, her dakikasının icabet saati olduğu, şeytanların bağlanmasından dolayı vesveselerin zayıfladığı, mübarek Ramazan ayı müminler için 11 ayda bir gelen fırsatlar hazinesidir.

Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendinin de ifade ettiği gibi;
Ramazan ayını şerefli kılan onda sadece oruç tutuluyor olması değil, insanlara yol göstermek için gelen Kur’an’ın bu ayda indirilmeye başlamasıdır. İşte bundan dolayıdır ki bin aydan daha hayırlıdır, dünyanın en önemli saniyeleri Kur’an’ın inmeye başladığı saniyelerdir. Bu ayda Allah Azze ve Celle insanoğlunun gidişatını değiştirmiş, yeni bir medeniyetin yolunu göstermiştir.

Oruç Tutmanın Fazileti

Oruç, sözlükte “Bir şeyden geri durma, yapmama” anlamına gelmektedir. Her yönüyle çok faziletli bir ibadet olan oruç hakkında bir kudsi hadiste Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: İnsanın oruç dışında her ameli kendisi içindir. Oruç benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim.2

Yüce Allah bu buyruğuyla oruca ayrı bir değer verdiğini açıklamaktadır. Yine Peygamber Efendimiz orucun faziletine dair: “Kim Allah için bir gün oruç tutarsa Allah yetmiş yıllık bir mesafe kadar onu cehennem ateşinden uzaklaştırır”3 buyurmuştur.
1- Bakara, 185
2- Buhari, Savm, 2
3- Nesai, Sıyam, 44

RAMAZAN AYINA AİT BİLGİLER

Fidye: Sözlükte “bir kimseyi bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtarmak için ödenen bedel” anlamına gelen fidye, bir fıkıh terimi olarak; esaretten kurtulmak için ödenen bedeli veya bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dinî-malî yükümlülüğü ifade eder. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadığından her gününe karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Fidye miktarı, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.

Zekât: İslam’ın şartından biri olan zekât; dinen zenginlik ölçüsü kabul edilen miktarda mala sahip olan kimselerin Allah rızası için muayyen kişilere vermesi gereken belli miktarı ifade eder. Öteden beri Müslümanlar zekât borçlarını rahmet ayı olan Ramazan ayında ödemeyi âdet haline getirmiş iseler de kuvvetli ve en sahih olan görüşe göre üzerine zekat düşen mal ve paraların zekatı, o mal ve paranın üzerinden bir sene geçtikten sonra sene biter bitmez hemen verilmesi icap eder özürsüz olarak geciktirmek caiz değildir böyle bir kimse günaha girmiş olur.

Fitre: Ramazan Bayramı’na yetişen ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar mala sahip olan Müslümanların kendileri ve velâyetleri altındaki kişiler için yerine getirmekle yükümlü bulundukları mâlî bir ibadettir.

Fitre, Ramazan Bayramı’ndan bir veya iki gün öncesi ile Bayram Namazı arasında ödenir. Böylece yoksullar bununla, Bayram namazından çıkmadan önce ihtiyaçlarını karşılamış olurlar.

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı 2018 yılı Ramazan ayının başlangıcından 2019 yılı Ramazan’ın başlangıcına kadar en düşük sadaka-i fıtır miktarını 19TL olarak belirledi.

Mukabele: Kur’an-ı Kerim’i, birinin yüzünden veya ezbere okuması, diğerlerinin de onu takip etmesidir. Peygamber Efendimiz, her yıl Ramazan ayında, o zamana kadar inen sûre ve ayetlerin sırasını gözden geçiriyordu. Bu uygulamayı, Peygamberimiz ve Cebrail Aleyhisselam, Kur’an’ı karşılıklı birbirlerine okumak suretiyle yaptıkları için buna “Kur’an’ın arzı” ve “Mukabele” denmiştir.

3İ ve 3T” olarak adlandırdığımız Ramazan ayının vazgeçilmez ibadetlerine özellikle dikkat etmeli ve hakkıyla yerine getirmeye çalışmalıyız.

İnfak: Bu ayda, malımızın şükrü ve temizlenmesi için verdiğimiz farz hükmündeki zekâtımızı, canımızın sadakası için verdiğimiz vacib hükmündeki fitremizi ve hayır-hasenat için verdiğimiz nafile hükmündeki infaklarımızı ihmal etmeden vermemiz gerekmektedir. Çünkü Ramazan’da verilen infakın sevabı ile Ramazan sonrası verilenin sevabı arasında büyük bir fark olacaktır.

İtikâf: Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ramazan’ın son on gününü gecesiyle beraber mescidde itikâfa girerdi. Ez-Zühri: “Acaba insanlar itikâfı nasıl terk ediyor? Efendimiz itikâfı vefat edinceye kadar hiç terk etmedi” demiştir. Aslında İslam dini inziva hayatını tavsiye etmemiştir. Ancak itikâf gibi kısa dönemlik bir uzlete, hayatımızın muhasebesini yapmaya, mescidde gece-gündüz kalarak yoğun ibadete ve Allah’a ‘beni affedene kadar bu mescidden çıkmayacağım’ diyerek ısrarla tevbe etmeye hepimizin ihtiyacı çok fazladır.

İftar: Evlerimizde arkadaşlarımıza, akrabalarımıza, talebelerimize yemek daveti vermemiz, Efendimizin sünnetidir. Bu iftar davetlerini tebliğ ortamına çevirdiğimizde ise Efendimizin kaybolmuş bir sünnetini ihya etme sevabına nail olacağız. Dikkat edilmesi gereken husus bu davetlerde büyük zahmetlere ve israfa kaçılmaması… Belki de tüm bu zahmet ve masraflardan dolayı insanlar, misafir almayı azalttılar. Bu durumu, daha sade, mütevazı ama elbette özenilmiş sofralar hazırlayarak düzeltebiliriz.

Hassasiyetle yerine getirmemiz gereken “3T” ise şöyle:

Teravih: Teravih namazı, Ramazan’da yatsı namazından sonra kılınan sünnet bir namazdır. Cemaatle veya münferit olarak kılınır. Teravih namazı, orucun değil Ramazan ayının sünneti olduğundan herhangi bir sebeple oruç tutamayanlar da teravih namazı kılabilirler.Teravih namazında, bir sünneti yerine getirmenin sevabının yanı sıra, halkla bir araya gelme, tanışma, kaynaşma imkânı elde etmekteyiz. Bu anlamda Ramazan akşamları -çocuklar da ihmal edilmeden- ailecek gidilen teravih namazları, ailemizle ve halkla kaynaşmamıza vesile olacaktır.

Tesbihat: Bu ayda her halimiz zikir hali olmalıdır. Evimizden çıkarken, yolda yürürken, namazlardan sonra yapmamız gereken tesbihlerimizi ihmal etmemeliyiz. Özellikle sabah-akşam virdimizi asla aksatmamalıyız. Yüzlük tesbih, tehlil, tahmid ve salavât-u şeriflerimizi artırarak çekmeye devam etmeliyiz.

Teheccüd: Ramazan ayı boyunca teheccüd kılabiliriz. Çünkü her gün sahura kalkıyoruz. Bu kalkışı fırsat bilip, -icabet saatinde- teheccüdümüzü kılarak, Kur’an’ımızı okuyarak ve dualarımızı yaparak, birkaç saatin içerisinde birçok amel yapma imkânına sahibiz. Rabbimiz af ve mağfiret ayı olan Ramazan’ı hakkıyla ihya etmeyi ve affedilmeyi cümlemize nasip etsin…

Daha Fazla
Yazardan Daha Fazla: Furkan Nesli
Kategoriden Daha Fazla: Anasayfa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz atmak ister misiniz?

BÖYLE Mİ OLMALIYDIK? | Güncel | Sayı 91

Bangladeşli grafiker Morshed Mishu, dünyanın birçok noktasında savaş mağduru çocuklarınhak…